Solumuzda kalan evler de yaşayanlar yeni yeni uyanıyorlardı. Bazılarında camların kepenkleri çoktan açılmışken, bazılarında yeni açılıyordu.
Sağımızda ise sabah güneşinin ışınlarının üzerine düştüğü güzel nehir bize yoldaşlık ediyordu. Nehir kenarındaki ağaçların müdavimi olan kuşlar nehre doğru ahenkli bir şekilde inerek sularını içiyorlardı.
İçimdeki merak ve heyecan Uykusuz Ormana yaklaştıkça daha çok artıyor, ellerim terlemeye başlıyordu. Aklımı bu fikirden uzaklaştırmak için önce adımlarımı Rehberin adımlarına uydurmaya çalıştım. Ama bu çok fazla bir süre işe yaramadı. Sonrasında ise, toprak yolda karşılaştığım ve tam önüme denk gelen taşlara ayağımla vurmaya ve saymaya başladım.
Sanırım bu hareketim heyecanımı fark ettirmiş olacak ki Rehberim bana dönerek "Küçük dostum, bu güzel ve gerçekten heyecan dolu bir yolculuk. Ondan uzaklaşmaya çalışma, sadece heyecanını yaşa" dedi gülümseyerek.
Bende gülümseyerek karşılık verdim. Ancak bu sefer de aklıma takılan "yolculuk" sözü olmuştu. O an fark ettim ki hiç kimse bana bu törenin ne kadar süreceğini veya ne zaman geri dönebileceğimi söylememişti. İçimdeki heyecan yerini daha büyük bir meraka bırakmıştı."Size bir şey sorabilir miyim?" biraz çekinerek,
"Elbette sorabilirsin dostum" dedi, sanki bunu en başından bekliyormuş gibi.
"Yolculuğumuz ne kadar sürecek acaba ?"
"Ne kadar gerekiyorsa o kadar sürecektir, bu biraz yola, biraz ormana, biraz da sana bağlı dostum." gözleri heyecanla parlarken.
"Peki, gideceğimiz yer çok mu uzakta?" diyerek üsteledim, aldığım cevaptan tatmin olmamıştım. Eğer bu uzun bir yolculuksa neden yanımızda hiç eşya yoktu? yada daha önemlisi yiyecek bir şeyler de alabilirdik. O an fark ettim ki, gerçekten çok acıkmıştım ve kimse bundan bahsetmiyordu.
Endişemi fark etmişti olacak ki, bana bakarak ve kocam bir gülümseme ile "Dostum, ben senin yol göstericin ve bu yolculuktaki rehberin olarak buradayım. Her şey yolunda, köy dışına çıktığımızda bunu kendin de göreceksin." dedi.
Bu aşamadan sonra uzun bir süre konuşmadan yürüdük. Yolumuz genel olarak düz bir yoldu. Nehrin hemen kenarında oluşu çok huzur verici bir ahenk veriyordu. Onca saat boyunca sadece bir kere mola vermiştik, Onda da rehberimin cübbesi altından çıkardığı küçük bir heybeden çıkan bir kaç parça meyveli ekmek dilimi ve nehrin serin suyundan içerek çimenlerin üzerinde dinlendik.
Biraz yediğimiz lezzetli ekmekten, biraz ağaçlardan, biraz da nehrin serin sularından konuştuk. Nehrin kenarından balıkları izledim ve bir kaç ufak parça ekmek ile onları besledim.
Yavaş yavaş havanın kararmaya başlamasına yakın iyice yorulmuştum. Her zaman iç içe yaşadığımızı düşündüğüm ormana, neden böyle bir yoldan gittiğimizi iyice merak etmeye başlamıştım. Evlerimizin hemen arkasında gitseydik zaten çok kısa bir sürede içerisine girebilirdik.
Tam bu düşüncelerim ve küçük bacaklarımın yorgunlarını düşündüğüm bir sırada rehberim bana dönerek ve geniş bir gülümseme ile "Bu gece burada konaklayacağız,dostum." dedi.
O an fark ettim ki tam olarak köyümüz ile ormanın sınırı arasında ufak bir kulübe durmuş bizi bekliyormuş.
"Burası yolcular için konuksever bir handır. Şanslıysak eğer ev sahibemizin karısının yaptığı muhteşem lezzetli sebze çorbasından bizim için kalmış olabilir." diyerek kapıdan içeri girdi. Daha önce hiçbir han da kalmamıştım. Çekinerek rehberimin peşinden bende içeri adım attım.
İçerisi dışarıdan göründüğünden daha geniş ve son derece güzeldi. Kapının sol tarafına doğru bakınca duvarda çok güzel bir taş işçiliği ile yapılmış olan şömine ve bunun önündeki alan içerisine güzelce yerleştirilmiş yedi sekiz tane küçük masa ve üzerilerinde yeşil ekoseli masa örtüleri olan bir yemek odası vardı.
Kapının tam karşısında ise hanın ev sahiplerinin oturduğu bir masa ve arkasında odalara ait anahtarların asılı olduğu bir pano vardı. İçeri girmemizle birlikte hanın sahipleri olan bay ve bayan Çatlaksöğüt bizleri büyük bir heyecan ve sevgiyle karşıladılar. Bay Çatlaksöğüt rehberimizle uzun uzun sohbet etmek için onu bir kenara çekerken, bayan Çatlaksöğüt ise beni yemek odasına doğru nazikçe çekiştiriyordu. "Çok yorgun görünüyorsun küçüğüm. Acıktın mı ? Sana meşhur sebze çorbamı getireceğim hemen, umarım seversin. Tabi başka bir şey istersen sana mutfaktan harika bir patates püresi ve tavuk da getirebilirim. Ama elbette sen karar vermelisin !" Ben her ağzımı açıp cevap versem mi yoksa sessizce ev sahibemizin kararına saygı mı göstersem diye kararsız kaldığımda durum daha fazlası için yeni cevaplar ister hale geliyordu. "Yemeğini yedikten sonra sana harika bir elmalı turta da getireceğim. Bunu mutlaka seviyorsundur. Kim sevmez ki ? Senin yaşındayken tek düşünebildiğim annemin muhteşem elmalı turtası olurdu." diyerek beni bir masaya oturttu ve sorduğu tüm sorulara tek bir cevap almayı beklemeden başka sorular sora sora mutfağa doğru gitti.
Ben orada oturmuş daha ne olduğunu bile anlamadan yan taraftaki cam önündeki bir masada o an gördüğüm bir ihtiyar adam bana kahkaha atarak "Gördüğüm kadarıyla Bayan Çatlaksöğüt seni de ilk andan itibaren etkiledi. Merak etme oğlum, ne ilksin ne de son olacaksın." diyerek koltuğunda geriye doğru yaslandı ve keyifle piposundan bir nefes aldı.
Kısa bir sonra rehberimde masa da karşımdaki yerini aldı. Ardından Bayan Çatlaksöğüt'ün o meşhur sebze çorbası geldi. Bir meyve tabağı ile bana özel olarak süslenmiş güzel bir elmalı turta da sırasıyla masamızda yerini aldı.
Daha sonra rehberim benim masa da uyuya kalacağımı fark etmiş olacak ki, beni odama çıkardı. Gözlerimi kapattığım da hemen uyumuş olmalıyım. Uykum sırasında garip bir rüya gördüm. Orman içerisinde sürekli koşuyordum. Neyden ve neden kaçtığımı bilmeden sadece koşuyordum. Etrafımda beni saran orman dışında hiç bir şey de görmüyordum.
Uyandığımda yatağın için de ter içerisindeydim. Kalkıp kendime bir bardak su koymak için sürahiye uzandım. Sonrasında pencereden dışarı bakmaya başladım. Görmüş olduğum rüya beni etkilemişti, bilmediğim bir ormana gidiyordum. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum. "Bizden başka birileri de orada olacak mı?" diye düşünürken aşağıda bir hareket fark ettim.
Yolun karşı tarafındaki ağaçların altında bir karartı vardı. Şeklini tam olarak seçemesem de bir at ve üzerinde binicisi gibi duruyordu. Ağaçlar detayları fazlasıyla gizliyordu. Neden orada durmuş bekliyordu bilemiyordum, ancak görmüş olduğum rüyanın ardından böyle bir şey ile karşılaşmak beni çok sarsmıştı.
Bardağımdan bir yudum daha su içtim ve ağaçların oraya tekrar baktığımda az önce gördüğüm at ve binicisi yerinde yoktu. Belki de rüyamın etkisiyle zihnimin bana küçük bir oyunuydu. Yatağıma dönerek sıcacık yatağımda tekrar uykuya daldım.
Sabah rehberimin kapı vuruşuna uyandım. Giyinip hemen aşağıya indiğimde bir gece önceki masada oturmuş iştahla şahane kokulu ve sıcacık bir küçük ekmeği ikiye bölüyordu. Beni gördüğünde "Buraya gel dostum ! Bayan Çatlaksöğüt'ün elleri ile yaptığı bu küçük ekmekleri kesinlikle tatmalısın." diyerek büyük bir ısırık aldı.
Soframız son derece basit ama iştah açıcıydı. Tabağımda güzel bir omlet, 2 sosis ve peynir vardı. Tüm bunlar küçük ekmeklerle birleşince son derece başarılı ve doyurucu bir sonuç veriyordu. Bayan Çatlaksöğüt'ün han kapısından çıkarken bana verdiği kıpkırmızı elma ise kahvaltının üzerine güzel bir dokunuş olmuştu.
Bayan Çatlaksöğüt beni sımsıkı kucakladıktan sonra ev sahiplerimiz bize iyi dileklerini sunarak bizi yolcu ettiler.
Çok güzel bir gün, bir gün önceki gibi hava kuş cıvıltıları ile doluydu. Gökyüzünün o muhteşem maviliğinde Uykusuz Orman için yola çıkmamızdan çok kısa süre sonra, karşımızda daha önce görmediğim büyüklükte ve korkutucu o görüntü ile karşılaştık.
25 Temmuz 2015 Cumartesi
23 Temmuz 2015 Perşembe
Heykeller Bölüm - 2
Hava da taze çiçek kokusuna karışmış çiğ tanelerinin keskinliği vardı. Ağaçları saran ve onlara ayrı bir heyecan veren sabah meltemi üstlerinde dolaşıyor. Yaramaz bir çocuk gibi bir o yana bir bu yana neşeyle etrafta geziniyordu.
Köyümüzün içinden geçen ve ve iki kola ayrılan güzel bir nehir bulunmakta, bu nehrin kaynağı kuzeydoğusundaki yüce dağlardan gelen bereketli sulardı. Uzun bir yol kat ederek , önce dağlarla köyümüz arasında kalan içerisinde binlerce canlıya ev sahipliği yapan , köyümüz içinse her türlü ihtiyacını karşılayan Uykusuz Ormanından geçer. Ardından güzel ve huzur dolu köyümüzde iki kola ayrılır. bir kol batıya doğru uzanırken diğer bir kol ise güneye doğru yoluna devam eder.
Uykusuz Ormanı köy kurulduğundan bu zamana kadar doğal bir zenginlik olarak hayatlarına bolluk katmıştı. Köy halkı da buna her zaman şükran duyarak, ormana gereken saygıyı göstermişlerdi. Bir ev yapılacağı zaman ihtiyaç olan ağacı alırlarken yenisi içinde gereken ortamı hazırlıyorlardı. Aynı zamanda, köyde doğan her bir bebek için ormana yeni ağaç dikilirdi.
Benim için daha önceden kaç ağaç dikildi bu muhteşem ormana hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey duyduğum korku, heyecan ve bilinmeyendi.
Beni bu dünyaya getiren ve büyüten ailem, bildiğim her şeyi unutmam ve geçmişi hatırlamam için hazırlamışlardı.
Köyümüzün ruhani rehberi, köyümüzün ortasından geçen nehrin üzerine kurulmuş olan köprüde bekliyordu. Daha önce bir iki kez karşılaşmıştım kendisiyle, biraz kısa boylu, hafiften toplu ve her zaman gülen bir suratı vardı. Normal de öyle pekte ciddiye alınacakmış gibi bir hali de yoktu doğrusu. Ancak ailem ve tüm köy halkı büyük bir saygı ile kendisinden bahsetmişlerdir.
Söylendiğine göre bir keresinde köyümüze musallat olan bir canavarın karşısına çıkmak için Uykusuz Ormana girip 4 gece boyunca aramış ve onu yuvasında bulup büyük bir anlaşmaya ikna etmiş. Canavar da bir daha asla köyümüze görünmemiş. Söylendiğine göre ara sıra ormanın içinden canavarın sesi duyulurmuş. Ancak herkes bilir ki rehberimiz sayesinde herkes güvenle uyuyabilirmiş.
Bugün üzerinde tören giysisi var. Koyu yeşil bir pelerin üzerine gümüş yazılar olduğunu tahmin ettiğim bazı şekiller var. Yüzü ciddi ama sıcak bir his veriyor. Beni gülümseyerek selamladı.
"Hazır mısın küçük dostum?" diyerek başımı okşadı. Annem ve babama dönerek baktım. Her ikisinin de gözlerinde mutluluk ışıltısı vardı. Anneme sarıldım sıkıca, bana "döndüğünde beni hatırlaman için bunu veriyorum." diyerek anlıma sıcacık bir öpücük kondurdu.
Babam ise bana uzun uzun bakıp "Seninle gurur duyuyorum oğlum." diyerek sarıldı.
Arkamı döndüğümde rehberimizi çoktan köprüden inmiş ve nehir boyunca yavaş adımlarla yürümeye başlamış olduğunu gördüm. Nedensiz ve anlamsız bir panikle hemen peşinden koşarak yanına geldim.
Kafasını çevirip bana baktı ve sıcacık gülümsemesi içimi bir kez daha rahatlattı.
Bugün doğum günüm, yeni hayatım için yanımda rehberim ile Uykusuz Ormana yürüyorum.
Köyümüzün içinden geçen ve ve iki kola ayrılan güzel bir nehir bulunmakta, bu nehrin kaynağı kuzeydoğusundaki yüce dağlardan gelen bereketli sulardı. Uzun bir yol kat ederek , önce dağlarla köyümüz arasında kalan içerisinde binlerce canlıya ev sahipliği yapan , köyümüz içinse her türlü ihtiyacını karşılayan Uykusuz Ormanından geçer. Ardından güzel ve huzur dolu köyümüzde iki kola ayrılır. bir kol batıya doğru uzanırken diğer bir kol ise güneye doğru yoluna devam eder.
Uykusuz Ormanı köy kurulduğundan bu zamana kadar doğal bir zenginlik olarak hayatlarına bolluk katmıştı. Köy halkı da buna her zaman şükran duyarak, ormana gereken saygıyı göstermişlerdi. Bir ev yapılacağı zaman ihtiyaç olan ağacı alırlarken yenisi içinde gereken ortamı hazırlıyorlardı. Aynı zamanda, köyde doğan her bir bebek için ormana yeni ağaç dikilirdi.
Benim için daha önceden kaç ağaç dikildi bu muhteşem ormana hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey duyduğum korku, heyecan ve bilinmeyendi.
Beni bu dünyaya getiren ve büyüten ailem, bildiğim her şeyi unutmam ve geçmişi hatırlamam için hazırlamışlardı.
Köyümüzün ruhani rehberi, köyümüzün ortasından geçen nehrin üzerine kurulmuş olan köprüde bekliyordu. Daha önce bir iki kez karşılaşmıştım kendisiyle, biraz kısa boylu, hafiften toplu ve her zaman gülen bir suratı vardı. Normal de öyle pekte ciddiye alınacakmış gibi bir hali de yoktu doğrusu. Ancak ailem ve tüm köy halkı büyük bir saygı ile kendisinden bahsetmişlerdir.
Söylendiğine göre bir keresinde köyümüze musallat olan bir canavarın karşısına çıkmak için Uykusuz Ormana girip 4 gece boyunca aramış ve onu yuvasında bulup büyük bir anlaşmaya ikna etmiş. Canavar da bir daha asla köyümüze görünmemiş. Söylendiğine göre ara sıra ormanın içinden canavarın sesi duyulurmuş. Ancak herkes bilir ki rehberimiz sayesinde herkes güvenle uyuyabilirmiş.
Bugün üzerinde tören giysisi var. Koyu yeşil bir pelerin üzerine gümüş yazılar olduğunu tahmin ettiğim bazı şekiller var. Yüzü ciddi ama sıcak bir his veriyor. Beni gülümseyerek selamladı.
"Hazır mısın küçük dostum?" diyerek başımı okşadı. Annem ve babama dönerek baktım. Her ikisinin de gözlerinde mutluluk ışıltısı vardı. Anneme sarıldım sıkıca, bana "döndüğünde beni hatırlaman için bunu veriyorum." diyerek anlıma sıcacık bir öpücük kondurdu.
Babam ise bana uzun uzun bakıp "Seninle gurur duyuyorum oğlum." diyerek sarıldı.
Arkamı döndüğümde rehberimizi çoktan köprüden inmiş ve nehir boyunca yavaş adımlarla yürümeye başlamış olduğunu gördüm. Nedensiz ve anlamsız bir panikle hemen peşinden koşarak yanına geldim.
Kafasını çevirip bana baktı ve sıcacık gülümsemesi içimi bir kez daha rahatlattı.
Bugün doğum günüm, yeni hayatım için yanımda rehberim ile Uykusuz Ormana yürüyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)