Gözlerimi güçlükle araladım, dışarıdan gelen yoğun aydınlık günün başladığına dair en güzel işaretti. Yatmış olduğum yerden doğrulmaya çalıştım. Kulübenin açık kapısından dışarıya doğru baktım, yüzüme gelen esinti o kadar güzel ve merak uyandırıcıydı ki, dışarı çıkıp daha fazlasını içime çekmek istiyordum.
Yerimden kalkıp dışarı çıkmak için ayaklarımı yere bastığımda bacaklarımın ne kadar da güçsüz olduklarını fark ettim. Hemen en yakınımdaki duvara elimi dayadım.Üzerimde garip bir bitkinlik var.
Rehberim ileriden bana doğru koşarak geliyordu "Küçük dostum, neden ayağa kalktın? bekle yardım edeyim."
Beni omuzlarımdan tutarak iyice inceledi. "Gel nehir kıyısında oturalım, artık biraz yemek yemen gerekiyor."
Otuz adım kadar belki yürüdükten sonra Nehir kıyısında bulunan kocam bir ağacın altına oturmam için yardım etti. Ardından hızlı adımlarla nehir gidip yerden aldığı küçük bir kocaya su doldurdu. Yanıma gelerek su dolu kovanın içinde bulunan bezi iyice sıktı ve alnımı ve yüzüm sonra da ensemi silerek serinletti. Neler olduğunu anlamıyorum, tamam, bir gece önce pekte sakin geçmemişti ancak bir şeyim de yoktu.
"Kendine gelmene sevindim küçük dostum." diyerek ayağa kalktı, bana durduğu yerden şefkatli gözlerle bir süre baktıktan sonra yavaşça kulübeye dönerek "Üç gündür kendine gelmen için dualar ettim. Sanırsam, senin içinde yorucu geçti." diyerek uzaklaştı.
Üç gün mü ? Bu kadar bir süre nasıl uyumuş olabilirim. Her şey o kadar yeniydi ki. Şaşkınlığımı üzerimden atamadan gözlerim nehirde bir şeye takıldı. Ne olduğunu tam olarak göremiyordum, çok uzaktan yavaş yavaş bana doğru nehir üzerinde süzülüyordu. Bu durum beni üç gün önceki geceye geri götürmüştü. Acaba bu da farklı bir tehdit miydi? Ancak bu sefer içimde yada bedenimde bir şey hissetmiyordum.
Biraz daha süre geçtikten sonra nehirle birlikte süzülen bu şeyin bir sandal olduğunu fark ettim. Ancak içerisinde oturan kişiyi seçemiyordum. Ben yerimde oturmuş bu yaklaşan sandal için endişelenmem gerekir mi diye düşünürken rehberimin kulübeden bana doğru geldiğini işittim.
"Birazcık geç oldu ama gene de gelmesine çok sevindim." diye sakin adımlarla yanıma yaklaştı ve bana bir kase meyve ve biraz peksimet verdi. Ardından da nehrin kenarına ilerleyerek gelen sandalı karşılamak için beklemeye başladı.
Sandal nehirden hafifçe dönerek rehberimin önüne kadar yavaşça yaklaştı. İçinde duran kişiyi halen net olarak göremiyordum. Oturduğu yerden kalkınca kendisini biraz daha net olarak görme şansım olmuştu. Sandal da oturan kişi yavaşça ayağa kalkarak tek hamlede kıyıya sıçradı. Rehberime dostça ve kararlı bir şekilde kucakladı. Belli ki birbirlerini çok eskiden beri tanıyorlardı. Belki bir kaç yaşamdan bu yana tanıyorlardı.
Yeni gelen bu kişi de dost bir his yayılıyordu. İnce ve biraz uzun bir boyu var. Üzerinde beyaz bir gömlek ve yeşil çizgilerin kareler oluşturduğu kahverengi bir pantolon , ayaklarında ise rahat ve eski olduğunu belli eden deri ayakkabıları var. Omuzundan çapraz olarak geçirip taktığı bir çantası vardı. Yüzüne biraz uzun gelen bir burna sahip, belli ki rehberim gibi gülen bir mizaça sahip, yüzü sürekli gülümsemekten minik kırışıklara sahip.
Bana dönüp baktığında kısa bir an gözlerinde üzüntünün geçtiğini fark ettim. Ardından hızlıca yüzüne yayılan bir gülümse ile içimi ısıttı. Bana büyük adımlarla gelerek eğilerek selam verdi.
"Merhaba küçük yolcu, seni sevgiyle selamlıyorum. Geç geldiğim için öncelikle özür dilerim, ancak bir şelaleyi ters yönden çıkmak pekte kolay olmuyormuş." diye kahkaha attı. Sonra hızlıca bana gülümseyerek "Benim adım Mavikırlangıç." dedi ve göz kırptı.
O ilk andan itibaren Bay Mavikırlangıç'ı çok sevdim. Bir şekilde yanımızda oluşu içime ayrı bir huzur vermişti.
O ilk andan itibaren Bay Mavikırlangıç'ı çok sevdim. Bir şekilde yanımızda oluşu içime ayrı bir huzur vermişti.
Rehberim biraz daha güçlenip yola çıkabilecek duruma gelene kadar bu kulübede konaklayacağımızı söyledi. Ne olduğunu anlayamamıştım ve ne olduğunu sormakta açıkçası o sıralarda hiç aklıma gelmiyordu. Çünkü Bay Mavikırlangıç birbirinden neşeli ve eğlenceli anılarını bizlerle paylaşıyordu. Belli ki uzun bir süredir birbirlerini göremiyorlardı.
Havanın kararmasına kadar nehrin kıyısında oturup bol bol gülüp, ilginç hikayeler paylaştılar. Hiç bu kadar büyük bir dünya , hiç bu kadar ilginç hikayeler duymamıştım. Ancak, halen bilmediğim bir sebepten ötürü 3 gün uyumuş ve bitkindim.
Hava kararınca rehberim artık kulübeye geçmemizin daha iyi olacağını söyledi. Bay Mavikırlangıç beni kucaklayıp koca bir kahkaha atarak kulübeye taşıdı. "Küçük yolcu, sen ne kadar da ağırsın böyle ?" diyerek bir kere daha kahkaha attı.
Havanın kararmasına kadar nehrin kıyısında oturup bol bol gülüp, ilginç hikayeler paylaştılar. Hiç bu kadar büyük bir dünya , hiç bu kadar ilginç hikayeler duymamıştım. Ancak, halen bilmediğim bir sebepten ötürü 3 gün uyumuş ve bitkindim.
Hava kararınca rehberim artık kulübeye geçmemizin daha iyi olacağını söyledi. Bay Mavikırlangıç beni kucaklayıp koca bir kahkaha atarak kulübeye taşıdı. "Küçük yolcu, sen ne kadar da ağırsın böyle ?" diyerek bir kere daha kahkaha attı.
Akşam yemeğimiz için üç büyük balık yakalamışlardı. Bunu iyice temizleyip kulübenin içindeki dolaptan aldıkları büyük bir tava içerisinde güzelce pişirdiler. Pişen balıkların tavadan gelen kokusu benim daha da çok acıkmama sebep olmuştu.
Yemeğimizi yedikten sonra Bay Mavikırlangıç çantasından çıkardığı küçük bir flüt ile hafif bir tınıya sahip bir parça çalmaya başladı. Dinlerken öyle güzel bir ahenk odayı dolduruyordu ki, fark etmeden zihnimde tüm yolculuğu tekrar baştan yürüdüğümü fark ettim.
Ve bir anda uykumda görmüş olduğum rüyayı tekrar hatırladım. "Efendim, uyuduğum zaman içerisinde bir rüya gördüm." ve tüm rüyayı detayları ile onlara anlattım.
Bir süre sessizce oturduk. Her ikisi de derin düşüncelere dalmışlardı. Rüyamı anlatmakla hatta mı etmiştim, yoksa kötü bir şey mi olmuştu?
Rehberim olduğu yerden dalgın gözlerle ve sanki kendi kendisine konuşuyormuş gibi "Flütün her zaman ki gibi görevini ustalıkla yaptı. Teşekkür ederim dostum." dedi.
Rehberim olduğu yerden dalgın gözlerle ve sanki kendi kendisine konuşuyormuş gibi "Flütün her zaman ki gibi görevini ustalıkla yaptı. Teşekkür ederim dostum." dedi.
"Hmmm ... rica ederim. Açıkçası bu hiç beklenmedik bir rüya oldu." dedi Bay Mavikırlangıç.
"Sence rüya da bahsettiği göl orası olabilir mi ?" dedi düşüncelerine dalmış olan rehberim.
"Mümkün tabi ki, çok uzun zamandır oralara gitmedim. Gitsem bile görmeyi beklediğim manzara hoşuma gitmeyebilir. Sen gittin mi bu hayatta ?"
Rehberim gözlerini tavana kaldırdı. "Bir kaç kez düşündüm. Ancak, sürekli beni oraya yönlendirecek bir işaret olmasını umdum." dedi.
"Sence rüya da bahsettiği göl orası olabilir mi ?" dedi düşüncelerine dalmış olan rehberim.
"Mümkün tabi ki, çok uzun zamandır oralara gitmedim. Gitsem bile görmeyi beklediğim manzara hoşuma gitmeyebilir. Sen gittin mi bu hayatta ?"
Rehberim gözlerini tavana kaldırdı. "Bir kaç kez düşündüm. Ancak, sürekli beni oraya yönlendirecek bir işaret olmasını umdum." dedi.
Bay Mavikırlangıç oturduğu yerden doğrularak "Bu yeterince uygun bir işaretmiş gibi görünüyor, ne dersin?"
"Evet, ancak İsim Töreninden önce mi? sonra mı gitmeliyiz? Ayrıca küçük dostum için bu fazlasıyla büyük bir tehlike gibi durmuyor mu?" diyerek karşılık verdi Rehberim.
"Tören sonunda kiminle karşılaşacağımızı bilmiyoruz! Evet o şu anda bir çocuk olabilir ama ...." dedi ve sustu. İçindeki huzursuzluk ne olduğunu anlayamıyor olsam da beni de etkilemişti.
En sonunda rehberim ayağa kalktı ve iyice gerindi. Sonra bana büyük bir gülümseme ile bakarak "Küçük dostum, bu akşamlık bu kadar yeter. Fazlasıyla yoruldun ve rüyanı hatırlayıp bizimle paylaştın. Artık uyumalıyız. Yarın yeni bir gün ve her yeni gün beraberinde yeni haberler getirir." diyerek benim üstümü örttü.
Sonra odanın içindeki lambanın alevini usulca söndürdü. Gözlerimi kapadığımda onlarla birlikte olmaktan mutlu olduğumu fark ettim.
"Yarın yeni bir gün ve her yeni gün beraberinde yeni haberler getirir."

