Rehberimin gözleri her zamankinden farklıydı. Bana doğru yürürken sakin bir hali vardı. Arkasında duran ufak heykele bakınca açıkçası çok şaşırmıştım. Uykusuz Ormana girerken karşılaştığımıza oranla bu çok daha ama çok çok küçük duruyordu.
Tek fark bu da değildi, gövdesinin ortasındaki iki çizgi bunun "İkinci Ruh Gezgini" olduğunu işaret ediyor gibiydi. Aynı bakışlar ama gene de bir şeyler farklı görünüyordu.
Rehberim yanıma iyice yaklaşınca kendimi savunma hissinden olsa gerek "Duanızı bozduğum için özür dilerim" diye hemen kabahatimi kabullenmek istedim.
Rehberim önce yüzümü inceledi, ardından gözlerimin içine iyice baktı."Hmm... birazcık sohbet etmek için güzel bir gün, sence de öyle değil mi küçük dostum?" diyerek az önce geldiğim yoldan yavaş yavaş ilerledi. Bende bir kez daha ufak heykele baktım, ardından rehberimin peşinden harabe evin ön tarafına doğru yürümeye başladım.
Rehberim sabahki kadar enerjik görünse de, biraz farklı bir ruh hali içerisindeydi. Azıcık ciddi, birazcık daha sakin ve daha da önemlisi bence rahatlamış görünüyordu. Evi yola bağlayan yıkık kapıdan geçerek direk nehrin kıyısına doğru ilerliyorduk.
Rehberim çantasını yere bırakarak önce nehir kenarına giderek yüzünü yıkadı. Sonra benden oturmamı istedi.
"Küçük dostum ... İsim Töreni tam olarak nedir bilir misin ?" diyerek sözlerine başladı.
Rehberimin yüzüne bakarak "Evet efendim, ... Ruhlarımıza kim olduğunu hatırlatmak için yapılan bir tören." dedim biraz da çekinerek. Bu bilgimin doğru olduğunu biliyordum ancak bir başkasına daha önce açıklamam gerekmediğinden sözlerimin ağzımdan çıkışında yanlış bir şey demiş olmaktan korkmuştum.
Rehberim bana gülümsedi.
"Çok karmaşık bir işlemi kısa ve basit bir şekilde açıklayabildiğin için seni tebrik ederim. Aslında sözlerin gayet güzel ve doğru, sadece her şey bununla da bitmiyor." dedi.
Sanki benden bir söz yada soru beklermiş gibi kısa bir an durdu. Ardından tekrar sözlerine devam etti.
"Bu tören sırasında senin içinde barındırdığın ruhuna ismi ile bu hayat içerisinde ilk kez seslenecekler... içinde taşıdığın ruh belki iyi bir geçmişe , belki de çok kötü bir geçmişe sahip olabilir."
"Efendim, kimler olacak bu törende ? az önce <ilk kez seslenecekler> dediniz de." dedim.
"İsim Töreni sırasında ben sadece bu yolda rehberlik etmiş biri olarak bulunacağım. Ben senin içindeki ruhun adını bilemem. Bilmekte benim görevlerimden biri değil ayrıca. Bu tören sırasında yanımızda dünyamızın büyük ve en eski güçlerinden bir kaçı bulunacak. Eğer şanslıysak belki fazlası bile yanımızda olabilir." diyerek bana bakmayı sürdürdü.
Ne düşünmem yada ne söylemem gerektiğini bir kez daha bilmiyordum. Sadece sözlerindeki bir şey beni çok rahatsız etmişti. Bunu sormam gerektiğini düşünüyordum ve sözler ağzımdan ufak ufak çıktı. "Efendim, eğer içimde kötü bir ruh yaşıyorsa ... ne oluyor o zaman ?" dedim ve cevabı duymaktan korkmaya başladım.
Rehberim önce kaşlarını çattı ve ardından gözleri gölgelerin ardına saklanmış gibi karardı. Bana iyice yaklaşarak "Ruh Gezginleri ruhunu yok etmek için seni öldürüyorlar !" dedi.
Aman tanrım bu nasıl bir törendi böyle, ağzım açık bir vaziyette rehberim yüzüne bakıyordum. Adeta yerimden kımıldayamaz olmuştum. Ailem ben dönmezsem çok üzülürlerdi. Bir gece önceki sesi hatırladım. Aman tanrım bir tören sırasında kurban gitmek istemiyordum. Ben tüm bu düşüncelere dalmışken ve ağzım açık olduğu halde sesimi çıkaramıyorken rehberim koca bir kahkaha atarak kendini tam önümde yere atarak oturdu. O kadar çok gülüyordu ki artık gözlerinden yaşlar akıyordu.
Orada oturmuş rehberimin keyifli keyifli kahkaha atışını ağzım açık bir vaziyette izledim. Bu nasıl bir şeydi ki ?!?! Bence birini öldürmek hiçte komik değildi. Ayrıca daha 10 yaşında birinin içindeki ruh önceki hayatında kötü diye neden öldürülüyordu ki ?!?!?!
"Küçük dostum, tamam ... elbetteki senden bir tepki bekliyordum ancak bu kadar büyük bir tepki vereceğin hiç aklıma gelmemişti doğrusu" diyerek gözlerinden akan yaşları silmeye çalışıyordu.
"Kendi suratını görseydin eğer inan sende benimle birlikte gülerdin küçük dostum." diyerek şimdi de beni teselli etmeye çalışıyordu.
Sonra bir anda ciddileşerek bana tekrar baktı ve "Elbette ki, kimsenin öldürüldüğü yok, ... en azından ben henüz böyle bir şeye hiç şahit olmadım. Eğer içinde taşıdığın ruh, geçmiş yaşamlarında kötü işler yapmışsa, bu hayatın onun için yeni bir başlangıç olduğunu özellikle hatırlatıyor ve yaptığı hataları tekrarlamamasını öğütlüyoruz." diyerek bana başını geriye atarak ağaç dalları arasından gökyüzüne bakmaya başladı.
"Biliyor musun küçük dostum. Ben geçmiş yaşamalarım da her zaman bir rehber değildim. Bende ilk hayatlarım sırasında kötü şeyler yaptım ve sonuçlarını yaşadım. Hangi hayatımda bu yola seçildim bilmiyorum. Ama uzun zamandır rehberlik yapıyorum. Ve daha kaç yaşam boyunca buna devam edeceğimi biliyorum." dedi bana, ancak o an biliyordum ki, bu sözler bana değil, kendisi için söylenen sözlerdi.
Orada oturmuş şu kısacık zaman diliminde neler yaşadığımı düşündüm. Bir taşla farklı bir dilde duaya şahit oldum. Ölüm korkusunu hissettim. Bir rehberin bile geçmiş hayatlarından birinde kötü bir ruha sahip olabileceğini öğrendim.
Rehberim gözlerini bana indirdi ve usulca "Küçük dostum, Uykusuz Ormanın güçleri ve Ruh Gezginleri sana artık bazı gerçekleri anlatmam için izin verdiler. Bunu neden istediler bilmiyorum, daha önceki hayatlarım da bile bunu sadece bir kere yapmamı istemişlerdi." dedi.
Ona bir süre baktım, sadece baktım.
"Dostum, Uykusuz Ormanın güçleri ve Ruh Gezginleri ruhun hakkında bir şeyler biliyor olmalılar. İçinde taşıdığın ruh hakkında önemli şeyler biliyor olmalılar. Sana anlatmamı istedikleri gerçekler umarım seni korkutmaz. Eğer hazırsan hava kararmadan önce, bir sonraki kulübemize yola çıkmalıyız."
"Eğer bana verilen görev anlatılanlarla ilgiliyse, bu yaşamda seninle karşılaşmış olmamız ve sana rehberlik yapmak benim için büyük bir onur."
"Anlatacaklarıma hazır mısın, küçük dostum ?"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder