Yolumuzun uzun olmadığını düşünüyor olsam da, önümüzde her hangi bir kulübeye daha rastlamamıştık. Ancak koşar adımlarla ilerliyor oluşumuz beni fazlasıyla korkutmaya başlamıştı.
Rehberimin tavırları her ne kadar dikkatli ve emin görünse de gözlerindeki telaş ve arayış beni de her karanlık köşeye bakmaya zorluyordu.
Bir süre sonra rehberim ilerde bir noktayı gösterdi, gökyüzündeki ayın aydınlattığı bir büyük kaya parçası ışıl ışıl parlıyordu. Bir cephesine dayanan tahta bir kulübeyi görmemeniz imkansızdı.
Bir kısa zaman aralığı içerisinde içimde bir rahatlama hissettim, ancak bu o kadar kısa sürdü ki yerini hızlı bir şekilde tekrar korkuya bıraktı. Varlığına güçlü bir şekilde tümüyle hissettiğim bir şey tam arkamızdaydı. Öylesine büyük bir histi ki, içimi bir anda kaplayan bir enerji ve titreme ile arkamı döndüm.
İşte o anda onu bu yaşam içerisinde ilk, ancak tüm yaşamlarım içinde bir kez daha görme imkanını yaşadım. Ancak bunu sonradan öğrenecektim. Bu yaşamım için önemli bir andı. Yaklaşık 50 adım kadar gerimizde duran altın renginde karmaşık işlemeleri veya yazıları bulunan siyah bir cübbe içerisinde yüzünü göremediğim ancak gece mavisi ışık ile soğuk gökyüzüne daha soğuk bir sis dumanını cübbenin şapkasının derinliklerinden dışarıya veriyordu.
Her ne kadar ne olduğunu anlayamasam da, arkamızdan bizi takip ettiği belli olan uğursuz bir şekilde de dikilmiş bizlere bakan bu şey bir insan olmazdı.
Bir anda kolumda bir acı hissettim. Dönüp koluma baktığım da rehberimin kolumu sımsıkı kavradığını ve beni kulübeye çekiştirdiğini fark ettim. Ben anlamsızca rehberime bakarken neden bu kadar zorluk çektiğini anlayamadım. Beni neden zorluyordu? neden gitmek zorundaydık? Kulağıma gelen müzik sesi çok güzel, biraz daha dinlemek istiyordum.
Müzik çok güzeldi, ... neyden bahsediyor ki? ... biraz daha dinlemeliyim! ... melodisi çok huzur verici ... bende eşlik etmek ... istiyorum ... um ... ummm ...
Karşımdaki bu adamı nereden tanıyordum? Bu kişi upuzun siyah sakalları var ve bir elinde uzun bir asa ile balta arasında emin olamadığım bir nesne taşıyor. Mızrak bile diyebilirdik belki ama boyu biraz kısa kalıyor. Onda kendime bir tehlike yada tehdit hissetmiyorum. Aksine içimde sıcak duygular var.
Neyden bahsediyor bilmiyorum ama dinliyorum. Gülüyoruz, elimizdeki bardaklarda kırmızı sıvılar var. Bir yandan gülerken diğer bir yandan bardaklarımızdan büyük yudumlar alarak içindekileri içiyoruz.
Çevreme bakınıyorum.
Burası bir göl kenarı sanki, en azından bu bir göle benziyor. Çok uzakları seçemiyorum. Ama biz bir iskele üzerinde durmuş sohbet ediyoruz. Geriye baktığımda iskele yolu arkamdaki bir eve doğru uzanıyordu. Evin arkasında büyük bir orman var. Ağaçların üstünden görebildiğim şey sadece uzaklardaki dağların tepeleri. Kulağıma bir müzik sesi geliyor. Gülümsediğimi fark ediyorum. Gözlerim eve çevrili, içimde çok daha sıcak duygular büyüyor. Daha çok gülümsüyorum. ... Her şey büyük bir ışık tarafından aydınlatılıyormuş gibi soluklaştı. Yalnızca müzik sesini duyabiliyorum. ... Endişeliyim.
Gözlerimi açtığımda ahşap bir tavanı gördüğümü fark ettim. Çok sessizdi. Kafamı çevirdiğimde diğer duvarın yanındaki şiltede rehberimin üstü başını çıkarmadan orada uzanmış olduğunu gördüm. Yorgun görünüyordu. Peki ben neden yorgundum ? Vücudumu kaldırmaya gücüm yetmiyor, üzerimde koca bir kaya varmış gibi yorgun ve güçsüz hissediyorum. Gözlerimi tekrar kapatıyorum, belki tüm bunlar bir rüyadır, belki de her şey ama her şey rüyadır.
Uyumalıyım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder